بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم
Size kendi içinizden öyle bir peygamber geldi ki, sizin sıkıntıya uğramanız ona ağır gelir. O size çok düşkün, mü’minlere çok şefkatli, çok merhametlidir.
Tevbe Sûresi, 9:128
Bugün bir izleyicim bana kanalizasyon çukuru mahiyetinde bir blogun adresini göndermiş. Adrese girdiğimde sinir uçlarımı harap eden yazılar ve iğrenç karikatürler vardı. Bu karikatürlerde ki kafir, ALLAH Rasulü’nü çizmeye çalışmış aklınca. Görüpte öfkelenmemek, mümkün değil.
Hani benim bir devletim var. Biz ona “devlet baba” diyoruz ya. Hemen İhbar Web‘e girdim. İhbar telefonlarını aldım. Bilmiyorum bende ki saflık mıdır nedir, sanki şikayet edince o gün bu şirret blogun kapanacağını zannettim.
Telefonu açan hanıma durumu anlattım. “ALLAH’a Rasul’üme hakaret ediliyor, bu iğrenç blogun hemen kapatılmasını istiyorum!” dedim. Kadın çok sakindi. Azıcık bloga baktı sanırım:
-” Hanım efendi ” dedi. “İhbar edilebilecek suçların arasına Anayasamızın 5651 sayılı yasanın 8. Maddesinde yer alan: DEVAMINI OKU>>>
Şu videoyu lütfen sabırla izleyin. Bidatler, din adına yapılan, ama dinden olmayan uygulamalar neymiş, aslında nasıl olmalıymış, ancak bu kadar güzel anlatılır.
Anlatan kişi iyi bir İslami eğitim almış. Hem Kuran, hem Meal hafızı. 10 yıl Medine İslam Üniversitesinde çalışarak Hadis ve islam bilimlerini bitirmiş. Houstan’da Kimya mühendisliğini bitirmiş. Şu an Yale üniversitesi Dini Bilimler’de doktorasını yapıyor. Tanınmış bir şeyh veya Hoca değil. Ama işte O, doğruları anlatan, Kur’an ve sünnetten şaşmayalım diyen bir Müslüman.
************************
Günlerdir bazı ithamlara, iyi niyetli olduğunu düşündüğüm uyarılara maruz kalıyorum. “Sen hoca mısın” diyorlar. “Sen bizim tarikatimize, şeyhimize laf mı söylüyorsun? Sen bizim hocamızdan, şeyhimizden daha mı iyi biliyorsun?” diyorlar.
Ben hoca değilim, hocalık iddiasında da değilim. Ben vasat bir Müslümanım sadece. Hiç bir Hocayla, tarikatle bir alıp veremediğim yok. Fakat Allah’ın bana verdiği aklı kullanmaya çalışıyorum. Bana ibadet gibi gösterilen, toplumda yaygın olan bazı uygulamaları Kur’an ve sahih Hadiste göremiyor ve bunun nereden çıktığını sorguluyorum. Sonradan din adına çıkarılan herşey için Peygamberim Bidat demişse ve bunlara itibar etmememizi söylemişse, bende sadece O’nun yolundan gidip öylece İslam’ı yaşamak istiyorum.
Hocayım, tarikat şeyhiyim diyenler bana Peygamberimin öğretmediği bir şeyleri yaptırmaya çalışıyorlarsa ben öyle hoca veya şeyhi kabul etmiyorum. Bir tarikatte, kilisede çıkarılan günah ayini gibi, tevbe alma ayini yapılıyorsa, Peygamberim ve sahabenin yapmadığı; kendinden geçerek zikir çekmek , kendini yerlere atmak, rabıta yapmak gibi uygulamalar varsa ben onlarıda kabul etmiyorum.
Allah ve Rasulü bana, benim için en hayırlı olan ne ise onu vermiş, gerisini atın diye buyurmuşlar. Bende “bu dine Allah’ın emretmediği, Peygamberin öğretmediği bir uygulamayı kim sokuyor ve bunu dinden diye gösteriyorsa ben onlardan değilim ve asla onlara tabi olamam”diyorum. Kardeşlerimi de bu minval üzere uyarıyorum. DEVAMINI OKU>>>
“Allah, kendilerine kitap verilenlerden, «Onu mutlaka insanlara açıklayacaksınız, onu gizlemeyeceksiniz» diyerek söz almıştı. Onlar ise bunu kulak ardı ettiler, onu az bir dünyalığa değiştiler. Yaptıkları alış-veriş ne kadar kötü!” (Al-i İmran-187)
Güvenilir bir Alim standartlarında olabilmek için kaç cilt eser okumak, hangi mektebi tamamlamak, ne tür ilimlere vakıf olmak gerekir? Alim hüviyetine ulaşabilmek için, Allah rızasına adanan bir ömre kaç ömür sığdırmak lazım gelir? Burnu kanayasıya ilme devam etmek, kıyıda köşede kalmış İslama yabancı kalmış insanlar için canhıraş çalışmak, fedakarlıklar yapmak gerekmez mi mesela?
Ara sıra Güneydoğuda ki insanların İslamdan uzaklığından, geleneksel din anlayışının, yerini İslamın dupduru hakikatlerine bırakması gerektiğinden ve burada olması gereken İslamı anlatacak hocalara duyulan ihtiyaçtan bahsediyorum.
Geçen gün eşim, buradaki bir grup müslümanın çok meşhur bir Hocayı Kızıltepe’ye davet ettiğinden bahsetti. “Eeee” deyip merakla devamını duymak istedim. Canlı canlı bir sohbeti uzun zamandır dinlemeyen kulaklarımız ne zaman şenlenecek, kimbilir insanlar neler öğrenecek diye heyecanlandım doğrusu… DEVAMINI OKU>>>
Yıllardır kadını korumak adına feminist baskılar sonucu biri gidip, biri gelen yasalarla beraber aile kurumunun cılkı çıktı. Şimdi bardağı taşıracak son bir damla düşmek için vekillerimizin elinden onay bekliyor.
“Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı” tarafından TBMM’ye sunulan “Kadınları şiddetten koruyacak yeni yasa tasarısı” ndan söz ediyorum.
Ayrıntıları çok incelemedim fakat, Sema Maraşlı Hanım, Şurada ve Şurada yasanın ilk ve son halinden ayrıntılarıyla bahsetmiş.
Özetleyecek olursak, bu yasa onaylanırsa neredeyse erkekliğin hükmü ortadan kalkacak. Kadının ya da komşusunun şikayet etmesi halinde bir tokat, iteleme, bağırma bile şiddet olarak algılanıp koca hakkında işlem yapılacak. Yani ipler tümüyle kadının eline verilecek. Kadının canını sıkanın vay geldi başına!
Eğer bu yasa şu haliyle bile onaylanırsa erkekler erkekliğinden utanç duyacak… DEVAMINI OKU>>>
Şair ne güzel söylemiş: Bize bir nazar oldu/Cumamız Pazar oldu/Bize ne oldu ise/Hep azar azar oldu! (Arif Nihat Asya)
Soğuk su dolu kazana atılan kurbağanın, su ısındıkça uyuşup ölmesi gibi azar azar bizden sıyrılıp alınan ya da yavaş yavaş terkettiğimiz değerlerin farkına bile varamıyoruz. Ne kadar duyarsız ve umursamasız. Umursamazlığımız dünyaya değil, ahirete yönelik oluyor genelde. Bir de birbirimize karşı tabi… Elin gavuru (yani bizim ülkede olupta bizden olmayanları kastediyorum) kendi inandığı değerlere karşı bir gayretli, bir çalışkan ki sormayın.
Uzun zamandır küfür dolu bir blogu yakın markaja aldım. Kendi fikrinden olmayan herkesi küfür yağmuruna tutmuş. Ağzından zehir damlıyor zavallının…
Adam olamayan bu şahsın tek bir konusu var, o da; TÜRBANLILAR! Modern giyimli ne kadar türbanlı varsa, facebooktan, çeşitli sitelerden resimlerini toplamış, ağza alınmayacak hakaretler eşliğinde blogunda sergilemiş. Dar kıyafetli kızların, belli olan en mahrem kısımlarına ok işaretleriyle dikkat çekmiş. Hatta bazı resimlere montaj yapılmış. Bu şahısla iki uç noktada olmamıza rağmen bir ortak yönümüz var. DEVAMINI OKU
Son günlerde beni en çok mutlu eden nedir biliyor musunuz?
Rengimi belli etmek!
Evet, rengimi belli etmekten oldum olası garip bir haz duyarım. Fakat son günlerde bir Ebu-Zer yüreği var ki bende, ağzımı doldura doldura “Müminim!” demek geliyor içimden. ALLAHUEKBER, SUBHANALLAH diyesim var mütemadiyen…
Yüreğimi dolduran bu kutlu duygunun bana verilmiş en büyük nimet olduğuna inanıyorum… Dünyalık, gelip geçici hevesler gibi bir şey değil bu… Başını asîce yukarı kaldıranlar, alabildiğine küçülürken, alnını secdeye adayanlar bir o kadar değerleniyor Allah’ın indinde…
İnandıkça güçlenmek, kulluk ettikçe değerlenmek, geleceğe dair varoluşlara yatırım yapmak bir nevi…
Siz inandığınız hakikatleri köşe bucak saklarken, iki arada bir derede sıkışmışken, diğer tarafta sizin hakikatlerinizi ezmeye, yok saymaya çalışan zavallılar kendi yalancı inançlarını cesurca haykırıyorlar…
Şu an ne olduğundan, ilerde ne olacağından emin olmayan, fakat oldukça özgüvenli gözükmeyi başaran bazı kendini bilmezler de garip bir çaba içinde, bir takım bâtıl düşünceleri insanlara aşılamaya çalışıyorlar… DEVAMINI OKUYUN
Hayata dair yapılabilecekleri ve yapılamayacakları biz en çok ALLAH ve RASUL’üne sorar öyle hayatımızı idame ettiririz. Çünkü Müslüman olma gibi bir kaygımız ve çabamız vardır. Eğer siz Allah ve Rasul’ünü hayatınıza karıştırmak istemezseniz, sizinde hayatınıza yön vereceğine, yol göstereceğine inandığınız kişiler vardır. Eğer böyleyse siz baştan kaybetmişsiniz demektir.
Başta müslümanların kanalı diye çıkıp, sonra kime ve hangi davaya hizmet ettiği anlaşılamayan bazı kanallarda da öyle ablalar çıkıp program yaparki, sanki bütün sorunlarınız o programlarda çözülür, hayatınıza bu programlarla yön verirsiniz. Her kesime hitap eden konuklar, psilokoglar, avukatlar, doktorlar, etliye sütlüye karışmayan hocalar, içiniz daralınca göbek atan ve attıran şarkıcılar… Her müşküle çözümler sunan konukları baş köşede hazır bulursunuz.
Ne derdiniz varsa telefon edersiniz. İlk öğüdü programı sunan ablanızdan alırsınız. Bütün bir hayatı yalayıp yutmuş, her halttan anlayan ablanız size de en makul önerilerde bulunur, içinizi rahatlatır. Bir “Ohhh!” der yerinize oturursunuz. DEVAMINI OKU
“…Erkeklerin kadınlar üzerindeki hakları gibi, kadınların da erkekler üzerinde belli hakları vardır. Ancak erkekler, kadınlara göre bir derece üstünlüğe sahiptirler. Allah Azîzdir, Hakîmdir.”(Bakara: 228)
İslamı tanıyıp anlayamamak her sahada sıkıntılara yol açıyor. Bu cehalet, en çok da aile kurumunu yaralıyor.
Evliliğin en derin yaralarından biri, kadındaki dik başlılık.
Allah gerek indirdiği kitap, gerekse gönderdiği Rasul ile kadının ve erkeğin nerede durup, nerede hareket etmesi gerektiğini öğretmiş. Erkeğin ve kadının görevlerini bir bir anlatmış. Erkeğin hanımına adaletli olması, kadın narin yaratıldığı için ona hassas davranılması gerektiğinden, huylarını değiştirmek için zorlanırsa kırılacağından defaatle bahsedilmiş. “En hayırlı olanınız hanımına en iyi olanınızdır” buyurmuş Efendimiz (s.a.v). Bunun yanında kadınında erkeğine karşı itaat etmesi, sesini yükseltmemesi, ırzını namusunu ve malını koruması, sırlarını ifşa etmemesi öğütlenmiş.
Zalim, hanımının haklarını vermeyen, gereksiz asabiyet gösteren, aşağılayan, kadir kıymet bilmeyen erkekler çok. Fakat kocasına sudan sebeplerle asi olan, kocası bir söylese, o on söyleyen, hatta kocasına vuran kadınlar da var. DEVAMINI OKU
Maalesef! size bir yılbaşı menüsü veremiyeceğim. Süslü yılbaşı sofraları, hindi doldurmanın püf noktalarını, taze çam ağacı süsleme tekniklerini bilmem ben.
Ama çok merak ediyorum sizin yılbaşı menünüzde ne var? Tıklım tıklım dolacak masalarınızda hangi değerleri meze yapıp yiyeceksiniz?!!
Durun ben tahmin edeyim: baş köşeye Noel babanız oturacak eminim.. Siz onu çok seversiniz. Alışveriş merkezlerinde, sokaklarda gördüğünüz zaman, çocuğunuza sakalını okşatırsınız, elinden balonlar, şekerler aldıkça daha bir sever çocuk. Bu yüzden başköşeye kurulmalıdır. DEVAMINI OKU
Hepimiz cübbeliyiz. Cübbeli Hoca için Kuran tilaveti. Hocaya 4444 tefriciye, Hoca için bilmem kaç bin salavat. vs. vs… (Cübbeli hoca Taraftarları)
Cübbe düştü kel göründü. Cübbeli Beyaz Kadın Ticareti Yapmaktan Tutuklandı. Cilveli Ahmet hoca karikatürü vs. vs…! (Malum medya)
Tarih tekerrürden ibarettir.
Cübbeli Hocanın haberlerini izlerken bu söz yeniden geldi aklıma. Hocaefendinin son aylarda bu kadar medyatik olması da ilgimi çekmişti nedense. ..
Bir zamanlar Müslüm Gündüz vardı hatırlarsınız. Müslüm Gündüz ve adamları da aylarca açık oturumlarda, ünlü tv proglamlarında sık sık çıkmışlardı bir dönem. Onlar konuk olduğu zaman bu programlar reyting rekorları kırıyor, TV kanalları ününe ün, servetine servet katıyordu. Bu programlar vesilesiyle insanlar ne kazandı, din adına ne öğrendi bilemem… DEVAMINI OKU
Sus! diyorlar, susamıyorum. İçimde fırtınalar kopuyor. Gördüklerime, duyduklarıma kayıtsız kalamıyorum. Allah indinde beş para etmez birileri inançlı insanları her fırsatta ezmeye, aşağılamaya çalışıyor. Şükür ki midem bunları kaldıracak kadar geniş değil!
**************
“Sakın,Allah’ı zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma! Ancak,Allah onları(cezalandırmayı),korkudan gözlerin dışarı fırlayacağı bir güne erteliyor.”İbrahim Suresi 42.Ayet
Çağdaşlaşmış kadınları savunan, kokoş hatunları tanırmısınız?
Hani bazen yol keser, durduk yere “burası laik bir ülke, şeriata hayır” gibi büyük(!) laflar ederler. Ya da öldürülmüş bir köpeğin başına toplanır, çocukları ölmüşcesine ağlaşır ve belli mercilere bir dizi tehditler savururlar. Çağdaş cenazelerde elleri patlarcasına alkış tutarlar. Hah işte onlar çağdaş kadınları destekleyen işbilir bayanlar!
Nerede ahlaksızlıkların toplumu bozmasından dem vuran bir laf edilse, nerede bekaretin öneminden bahsedilse, nerede içki yasağı dense, nerede İslama az yakın söylemler duyulsa, bu çağdaşları orada öfkeyle havaya sallanan ojeli parmaklarıyla görürsünüz.
Asla yalnız değiller. Her daim bir şakşakçı, bir yağcı güruh vardır yanlarında. Bir sapık ressam, bir ateist yazar, feminist bir tv sunucusu, elit(!) bir holding başkanı… DEVAMINI OKU
Bir kaç gün evvel ailecek yemekteyken, ortanca oğlum babasına dönüp: “Baba Kanuni Sultan Süleyman sapık mı?” diye sordu. Babası: “Olur mu oğlum öyle şey, bunu nereden çıkardın?” deyince, “Arkadaşım Sultan Süleyman sapık biri, kadınlardan, kızlardan başka birşey düşünmüyor dedi” diye devam etti. Tepemin tası attı. “Asıl o iğrenç diziyi çevirenler sapık, o diziyi çekinmeden çocuğuna seyrettiren anne baba utanmaz!” dedim.
Toplumun getirildiği noktaya bakın. Ahlaksız emellerini ecdadımız üzerinden gerçekleştirmeye çalışan leş kargalarına bakın. Yüzyıllarca süren bir imratorluğun alnı secdeli padişahlarını kadın düşkünü, eşlerini devamlı dekolteli gezen aşufteler olarak gösteren dizilerin, çocukların zihninde oluşturduğu portrelere bakın! DEVAMINI OKUYUN
Son günlerde istemeden görüp, dinlediğim bir haber canımı yine fena halde sıktı. İki tane türkücü müsvetttesinin yaptığı rezaletlikler bayrak edilmiş, beynimizin içine sokarcasına anlatılıyor bize. Gazeteler, haber siteleri, tv programları hep bundan konuşuyor. Sanırım son günlerin en önemli gündem maddesi(!) bu. Adam olamayanlardan biri evli ve 3 çocuğu varmış. Diğeri “bekarlık sultanlıktır”ı benimsemiş, kime kulp olacağını bilemeyen şaşkın bir zavallı…
Bu ahlak bozucularının sayfa sayfa haberi yapılırken, evli olanın, eşini ve çocuklarını kimse hatırlamamış olsa gerek. Bir kadın eşiyle ilgili böyle bir ahlaksızlığa nasıl tepki verir, nasıl dayanır? Çocuklara babalarının yaptığı rezillik nasıl anlatılır? İzahı var mıdır bunun?
Daha önemlisi, evli bir adam, bu alçaklığı yaparken nasıl vicdanı sızlamaz? Evlatları hiç mi gelmez aklına? Nasıl kızarmaz yüzü? DEVAMINI OKU