بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم
Size kendi içinizden öyle bir peygamber geldi ki, sizin sıkıntıya uğramanız ona ağır gelir. O size çok düşkün, mü’minlere çok şefkatli, çok merhametlidir.
Tevbe Sûresi, 9:128
Bugün bir izleyicim bana kanalizasyon çukuru mahiyetinde bir blogun adresini göndermiş. Adrese girdiğimde sinir uçlarımı harap eden yazılar ve iğrenç karikatürler vardı. Bu karikatürlerde ki kafir, ALLAH Rasulü’nü çizmeye çalışmış aklınca. Görüpte öfkelenmemek, mümkün değil.
Hani benim bir devletim var. Biz ona “devlet baba” diyoruz ya. Hemen İhbar Web‘e girdim. İhbar telefonlarını aldım. Bilmiyorum bende ki saflık mıdır nedir, sanki şikayet edince o gün bu şirret blogun kapanacağını zannettim.
Telefonu açan hanıma durumu anlattım. “ALLAH’a Rasul’üme hakaret ediliyor, bu iğrenç blogun hemen kapatılmasını istiyorum!” dedim. Kadın çok sakindi. Azıcık bloga baktı sanırım:
-” Hanım efendi ” dedi. “İhbar edilebilecek suçların arasına Anayasamızın 5651 sayılı yasanın 8. Maddesinde yer alan: DEVAMINI OKU>>>
“…O, sizi seçti ve dinde üzerinize hiçbir güçlük yüklemedi. Babanız İbrahim’in dinine uyun. Allah, sizi hem daha önce, hem de bu Kur’an’da müslüman diye isimlendirdi ki, Peygamber size şahit (ve örnek) olsun, siz de insanlara şahit (ve örnek) olasınız. Artık namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin ve Allah’a sarılın. O, sizin sahibinizdir. O, ne güzel sahip, ne güzel yardımcıdır!”(Hac.78)
Nereden geldi aklıma bilmem… Ya Müslüman olmasaydım nasıl olurdum, yaşantım hangi minval üzere şekillenirdi diye düşündüm epey. Uyanıkken kabuslar gördüm sanki…Ben Müslüman olmasaydım neler yapardım neler…
Müslüman olmasaydım iflah olmaz bir başıboşluk sarardı beni. Hayatımı düzene sokacak inandığım bir değerim olmazdı. Bu başıboşlukla beraber, neden olduğunu anlayamadığım korkularım olurdu. Hayatımı kendi ellerimle düzenlemek zorunda kalırdım mesela…
Akşamdan kalma bir ağırlıkla sabaha uyanır, telaşla sabah işlerimi yapar, geleceğe dair kaygılarımı gidermek için erkenden işe koyulurdum. Öyle ya, herşeyi ben düşünmeliydim… Yarın ki rızkımı, gelecek haftaki, gelecek yıldaki, hatta uzun yıllar boyu ne kadar paraya ihtiyacım olacak hesap etmeli, buna göre gayret göstermeliydim.
Kariyer yapmak benim için kaçınılmaz olurdu. İyi çalışsam, müdürün gözüne girsem, daha çok taltif, daha çok prim alsam… DEVAMINI OKU>>>
Canım kardeşlerim bir çok kardeşimiz üç aylarda hangi ibadetleri yapmalıyız diye sorular yöneltmişler. Kendimi bu tarz sorulara tam anlamıyla cevap verecek kadar yeterli bulmuyorum. Fakat uydurma hadislerin sahih hadisleri unutturacak kadar popüler hale gelmesine vicdan sahibi bir Müslüman olarak tahammül edemiyorum.
Aşağıda Recep ayıyla ilgili olduğu zannedilen çok meşhur hadislerin, aslında uydurma hadisler olduğunu kaynaklarıyla beraber okuyabilirsiniz. DEVAMINI OKU>>>
“…Bir toplum kendilerindeki özellikleri değiştirinceye kadar ALLAH, onlarda bulunanı değiştirmez…” (Ra’d: 11)
Toplum bozuluyor, insanlar acayipleşiyor, ahir zaman fitneleri her yanı sarmış. Deccal mi çıktı? Yecüc mecüc mü salınıverdi?Bu gidiş hayra değil. Mütemadiyen sızlanıp duruyorsun. Gözün hep etrafta, neler olup neler bitiyor, zaman nasıl bozuluyor anlam veremiyorsun.
İlkin garip gelmişti İslam, üç beş kişi ile ayakta duruyordu. Sonra dava erleri çıktı. Onlar, yüzler binler oldu. Garipliği son buldu İslamın. Sonrası da garip olacaktı İslam’ın. “Ama nasıl?” diyor, hayret ediyorsun. Binler değil, milyonlar değil, 1.5 milyar Müslümana rağmen nasıl garip kalır İslam? Nasıl sahipsiz, nasıl yalnız kalır?
Garip kalıyorsa İslam, bir sebebi, bir müsebbibi olacaktı elbet? Zaman bozuluyor, İslam garip kalıyorsa, bu garip kalmada mesela senin hiç mi payın yok? Güneşin gurub ettiği gibi, gurub ediyor İslam. Tereyağından kıl çekilir gibi çekiliyor içimizden. Sahip çıkılmayan her şey gibi o da gidiyor, yitiyor…Öyle gurbete gider gibi gitmiyor aslında, kaybolmuyor ortalıktan. Sadece senin yüreğinden, İslam’ı sahiplenmeyen her kişinin yüreğinden yitip gidiyor…
Unutmuştun, umursamamıştın çoğu kez. Kimliğinde “İslam” yazıyor diye, senden hiç gitmez, tapusu hep sende kalır sanmıştın. Yüreğinde diri kalması için emek vermen, dert etmen, sızısını çekmen gerektiğini düşünmemiştin hiç… DEVAMINI OKU>>>
Ebû Hüreyre’den rivayet edildiğine göre Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Anne ve babasına veya onlardan sadece birine yaşlılık günlerinde yetişip de cennete giremeyen kimse perişan olsun, perişan olsun, perişan olsun (Müslim)
Anneler günü: Anna Jarvis’in kaybettiği kendi annesi için 1908 yılında başlattığı anma günü, 1914 yılında Kongrenin onayıyla Amerika çapında genişledi. Zamanla başka ülkelere de yayıldı.(wikipedia)
Şu anneler günü merasimleri ne gariptir. Devlet büyüklerimiz tarafından mesajların verildiği, insanların günler öncesinden ne hediye alsam diye gerildiği bir acaip ritüel…
Kutlanan şey annemizin anneliğimidir, yoksa kapitalizmin kudurma günü müdür? DEVAMINI OKU>>>
“Birlikte oturduğunuz dostlarınızın en hayırlısı, görünüşüyle size Allah’ı hatırlatan, sohbetiyle sizin güzel amellerinizi arttıran, salih ameliyle/güzel fiil ve davranışlarıyla size ahireti hatırlatan kimsedir”(Suyutî, Camiu’s-sağir, 2/14)
Dünün, İslâm’dan habersiz açık Christina’sı, bugünün İslâm’ın nuruna ermiş mesture Semiyye’si, örtünün kadının güzelliğini tamamladığını söylüyor.
Bir Müslümanla evli olan Semiyye’nin en büyük arzusu İslâmiyeti diğer Alman kadınlarına da anlatmak.
Alman Christina Hoffmann nasıl Müslüman olduğunu ve İslâmın kadına emri olan başörtüsünü nasıl takındığını şöyle anlatıyor:
“Ben de diğer insanlar gibi bir insandım. Her şeyim vardı, fakat daima kendimde bir şeyin eksikliğini hissediyordum. Kiliseye çok az giderdim. Zamanla Müslüman kadınlarla münasebetim oldu. Onlarla birkaç defa görüştüm. İslâmiyetin güzelliğini ve bu dinde kadının sağlam yerini tespit etme imkânım oldu. Belli bir araştırma devresinden sonra elhamdülillah Müslüman oldum.
Şimdilik namaz için başörtüsünü başına tac eden kızım, tertemiz hislerle alnını secdeye konduran kızım… Ahh benim masum kelebeğim; sana acı gerçekleri anlatmanın ne denli ağır olduğunu bir bilsen…
-Anne başörtüm yumuşacık değil mi, çok seviyorum:)
-Ben de onun senin başında duruşunu çok seviyorum. Başını örtünce ne tatlı oluyor benim çiçeğim.
-Anne
-Efendim kızım
-Anne arkadaşlarım hiç laf anlamıyor
-Neden yavrum ne oldu ki?
-Kaç kere dedim. “Hapşırınca çok yaşa demeyin, Elhamdulillah deyin” diye, ama hâlâ anlamıyorlar! Ben “Peygamberimiz öyle buyurmuş” diyorum, onlar umursamıyorlar. Ben de dedim ki: “En sevdiğim arkadaşım bile olsa, ben hapşırınca çok yaşa derse kabul etmiyeceğim. Hiç duymayacağım onları!”
-Bu kadar kızmana gerek yok ki tatlım. Onlarda zamanla öğrenirler.
Anlaşılmaz yazılar yazmayı sevmem. Sözün çok eğip bükülmesine de taraftar değilim. Bunu bize Kur’an da Rabbimiz öğretir, hadislerinde Rasulullah Aleyhisselam öğretir. Hakikatler, karmaşık kelimelerin oluşturduğu cümlelerde gizlenmez her zaman.
Bir yanlışı savunurken söylediğiniz süslü ve anlaşılması zor sözler, ancak algısı zayıf kişileri ikna edebilir…
***************************
Yaratılış gayemizden bi haber yaşadığımız su götürmez bir gerçek. Dünyanın cafcaflı görüntüsüne aldanıp gittiğimizde öyle. Kul olmanın gerektirdiği sorumluluklar nelerdir, Allah’a itaat neyi gerektirir çoğu kez es geçtiğimiz ve cevaplamaya değer bulmadığımız veya cevaplamaktan korktuğumuz sorulardır.
Tesettür konusunda nice kitaplar yazılmış, nice sözler söylenmiş ama bir türlü söylenecek sözler bitmemiş. Değişen zaman ve modaya tabi tutulan, yozlaşan tesettür anlayışı vicdan sahibi yürekleri daha bir kanatır ve dilleri daha bir söyletir olmuş.
Modern toplumda Müslüman kadının yeri ne olmalıdır? Kadın gereken haklara sahip midir? Erkeğin bulunduğu her alanda kadın da olmalı mıdır? soruları daha sık sorulup tartışılmaya başlandı.
İslam; kadını, hayatın merkezine koyduğu halde, bugün müslüman hanımlar bile bulundukları konumları sorgulamakta ve erkekle aynı konumda hatta bir ilerisinde olmayı talep etmekte ve bunu bir ayrıcalık olarak görmektedir.
Hayli zamandır cinselliği kullanılarak metalaştırılan, nesneleştirilen kadınlar toplumun kapanmaz yarası haline gelmişken, şimdi İslam çizgisinde olduğunu iddia eden bir grup kadın ve erkek, müslüman kadını metalaştırma yolunda gayret sarfetmektedir. DEVAMINI OKU>>>
Yakın zamanda okuduğum bir haber de; kürtaj konusunda sorulara cevap veren Sağlık Bakanımızın şu cevabı, zihnimde fırtınalara yol açtı. Bakan şöyle diyordu:
“Söz konusu işlem (Kürtaj) ancak güvenli korunma yöntemlerini uygulayan çiftlerde bu yöntemlere karşılık çok az sayıda karşılaşılabilecek yöntem başarısızlığına bağlı gebeliklerde kullanılabilecek bir yaklaşımdır”
Devlet adamı olmak, konjöktüre ters düşmemek için, inandığın bazı değerleri yok saymak mıdır? merak ediyorum…
“Yoksulluk korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin. Onları da, sizi de biz rızıklandırırız. Onları öldürmek gerçekten büyük bir günahtır.”(İsra 31)
Ana baba olmazdan evvel, insan olmayı öğrenmeli insan. İnsanlık mertebesi; içinde Mümin’liği, adamlığı barındırır. Çiftleşmeyi becerebilen herkes, insanlık sınıfında olamıyor maalesef. Hele acizliğinizin eseri olarak, siz idrak edemeden size verilmiş bir nimetin, birileri yöntem başarısızlığı sebebiyle sahip olduğunuzu söylüyor ve bu nimetin sizden koparılıp alınmasının normal olduğunu savunuyorsa ve siz buna onay veriyorsanız, insanlık ne demekmiş; yeni baştan öğrenilmesi gerekir. DEVAMINI OKU>>>
Yukarıdaki videoda garipler anlatılıyor. Böyle yürekten, dosdoğru, eğip bükmeden konuşan insanları seviyorum.
****************************
Yakın tarihte, haya timsali analarımıza ne zulümler reva görülmüş haberiniz var mı? Aynaya bakıp cehaletime tüküresim geldi! Nefret ettim kendimden! Giydiğim pardesüden, beni tatmin etmeyen başörtümden nefret ettim!
Çarşaf giyen annelerimin, çarşaflarından dolayı bu kadar zulüm gördüğünü, ya da bu kadarını bilmiyordum. Alttaki yazıları ve resimleri gördükçe “Annem benim!” diye haykırasım geldi!
Müminler her zaman gariptir. Kıyamete kadar da bu böyle devam edecektir. Müslümanım diyenler bile İslam’ı hakkıyla yaşamak isteyenlerden kaçacaklardır. Selam olsun o gariplere!
Burhan Bozgeyik’in “Kadınların Siperi ve Kal’ası Tesettür” kitabından alıntı olan şu satırları okuyupta ağlayamanların vicdanlarından şüphe ederim.
*******************************
Çarşaf Mücadelesi!
En çok garibime giden ve çok yadırgadığım hususlardan birisi de, bâzı Müslümanların çarşafı garipsemesi, hattâ burun kıvırmasıdır. Bu çok çok tuhaf bir durumdur. Oysa daha yakın zamana kadar çarşaf bütün ninelerin, annelerin, bacıların örtüsü idi. Zaten çarşaftan başka “tesettür kıyafeti” caiz görülmezdi. Osmanlı devrinde hanımlar hem çarşaflı, hem feraceli, yahut peçeli idi. Bu hal asırlar boyu devam etti.
Millî Mücâdele yıllarında o cepheye cephane taşıyan, cephe gerisinde mermi imal eden nineler, analar, bacılar da çarşaflıydı. Ne vakte kadar? Kılık-kıyafet devrimi yapılıncaya kadar. Sarık, cübbe gibi kıyafetin -örtülü olarak- yasaklanmasına, rağmen, çarşafla ilgili bir yasak maddesi yoktur. Hal böyle iken, “keyfî bir yasaklama” getirilmiş, çarşafa karşı çok ağır baskı uygulanmıştır. DEVAMINI OKU>>>
Şu videoyu lütfen sabırla izleyin. Bidatler, din adına yapılan, ama dinden olmayan uygulamalar neymiş, aslında nasıl olmalıymış, ancak bu kadar güzel anlatılır.
Anlatan kişi iyi bir İslami eğitim almış. Hem Kuran, hem Meal hafızı. 10 yıl Medine İslam Üniversitesinde çalışarak Hadis ve islam bilimlerini bitirmiş. Houstan’da Kimya mühendisliğini bitirmiş. Şu an Yale üniversitesi Dini Bilimler’de doktorasını yapıyor. Tanınmış bir şeyh veya Hoca değil. Ama işte O, doğruları anlatan, Kur’an ve sünnetten şaşmayalım diyen bir Müslüman.
************************
Günlerdir bazı ithamlara, iyi niyetli olduğunu düşündüğüm uyarılara maruz kalıyorum. “Sen hoca mısın” diyorlar. “Sen bizim tarikatimize, şeyhimize laf mı söylüyorsun? Sen bizim hocamızdan, şeyhimizden daha mı iyi biliyorsun?” diyorlar.
Ben hoca değilim, hocalık iddiasında da değilim. Ben vasat bir Müslümanım sadece. Hiç bir Hocayla, tarikatle bir alıp veremediğim yok. Fakat Allah’ın bana verdiği aklı kullanmaya çalışıyorum. Bana ibadet gibi gösterilen, toplumda yaygın olan bazı uygulamaları Kur’an ve sahih Hadiste göremiyor ve bunun nereden çıktığını sorguluyorum. Sonradan din adına çıkarılan herşey için Peygamberim Bidat demişse ve bunlara itibar etmememizi söylemişse, bende sadece O’nun yolundan gidip öylece İslam’ı yaşamak istiyorum.
Hocayım, tarikat şeyhiyim diyenler bana Peygamberimin öğretmediği bir şeyleri yaptırmaya çalışıyorlarsa ben öyle hoca veya şeyhi kabul etmiyorum. Bir tarikatte, kilisede çıkarılan günah ayini gibi, tevbe alma ayini yapılıyorsa, Peygamberim ve sahabenin yapmadığı; kendinden geçerek zikir çekmek , kendini yerlere atmak, rabıta yapmak gibi uygulamalar varsa ben onlarıda kabul etmiyorum.
Allah ve Rasulü bana, benim için en hayırlı olan ne ise onu vermiş, gerisini atın diye buyurmuşlar. Bende “bu dine Allah’ın emretmediği, Peygamberin öğretmediği bir uygulamayı kim sokuyor ve bunu dinden diye gösteriyorsa ben onlardan değilim ve asla onlara tabi olamam”diyorum. Kardeşlerimi de bu minval üzere uyarıyorum. DEVAMINI OKU>>>
“Allah, kendilerine kitap verilenlerden, «Onu mutlaka insanlara açıklayacaksınız, onu gizlemeyeceksiniz» diyerek söz almıştı. Onlar ise bunu kulak ardı ettiler, onu az bir dünyalığa değiştiler. Yaptıkları alış-veriş ne kadar kötü!” (Al-i İmran-187)
Güvenilir bir Alim standartlarında olabilmek için kaç cilt eser okumak, hangi mektebi tamamlamak, ne tür ilimlere vakıf olmak gerekir? Alim hüviyetine ulaşabilmek için, Allah rızasına adanan bir ömre kaç ömür sığdırmak lazım gelir? Burnu kanayasıya ilme devam etmek, kıyıda köşede kalmış İslama yabancı kalmış insanlar için canhıraş çalışmak, fedakarlıklar yapmak gerekmez mi mesela?
Ara sıra Güneydoğuda ki insanların İslamdan uzaklığından, geleneksel din anlayışının, yerini İslamın dupduru hakikatlerine bırakması gerektiğinden ve burada olması gereken İslamı anlatacak hocalara duyulan ihtiyaçtan bahsediyorum.
Geçen gün eşim, buradaki bir grup müslümanın çok meşhur bir Hocayı Kızıltepe’ye davet ettiğinden bahsetti. “Eeee” deyip merakla devamını duymak istedim. Canlı canlı bir sohbeti uzun zamandır dinlemeyen kulaklarımız ne zaman şenlenecek, kimbilir insanlar neler öğrenecek diye heyecanlandım doğrusu… DEVAMINI OKU>>>