Çocuk ve Misafir

ÇOCUK VE MİSAFİR

Dar geçitli sokağın, izbe bir köşesiydi.

Bir dişi kırık topaç çocuğun neşesiydi.
Çocuk mahzun ve ürkek, çocuk on yaşındaydı,

Bakışı otuz gibi, boyu yedi yaş kadar,
Yoldan geçen herkese bakıyordu manidar.

Çocuk doğuştan garip, ve daha çok küçüktü,
Elinde ki elmanın bir yarısı çürüktü.

Anasının yüzünde iz yapmıştı her çile,
Ah o nasırlı eller bir gelseydi de dile,

Anlatsaydı hayatı nasıl yoğurduğunu,
Şu sığıntı yılları nasıl savurduğunu.

Evleri bir odaydı bir penceresi vardı.
Camları kırık kırık, üzerleri bantlıydı.

Çocuk her bir zorluğa alışmıştı da artık,
Tak etmişti canına ,yıllar süren yalnızlık.

Bir tek şey istiyordu,çok sevdiği Rabbinden,
Bir misafir çalsaydı kapısını aniden;

Ne çok sevinecekti bir misafir gelseydi,
Yargılamadan bakıp ona gülümseseydi

Yan komşunun verdiği ,üç beş tane şekeri,
Sunacaktı eliyle gelince misafiri.

Bir bayram günü idi, çocuk umuda gebe,
Annesi acıyarak bakıyordu garibe.

İçin için yanarken kadının bir yarısı,
Tak tak diye vuruldu,evin ahşap kapısı.

-İşte sonunda dedi,birisi geldi anne,
Kapıya koştu hemen göğsünü gere gere.

Kapıda ki kişiler şık bir aile idi.
-Ne olur durmayın öyle,içeri buyrun dedi.

Adam çocuğa baktı ve döndü karısına;
-Burası bir dilenci evi imiş baksana.

Ve oğluna dedi ki;dikkat et arabana,
-Haydi çabuk gidelim ,güven olmaz bunlara.

Adam dönüp giderken ,bakmadı arkasına.
Gururluydu binerken ,lüküs arabasına.

Yaşlandı sanki çocuk, sanki beli büküldü,
Ne bir selam verildi, ne yanağı öpüldü,

Kapıyı kapattı ve attı kendini yere,
Ağlamak istiyordu, hem tepine tepine.

Çocuk yorgun ve hazin , çocuk on yaşındaydı,
Bakışı elli gibi, boyu yedi kadardı.
CAHİDE SULTAN / 2005

Şiirlerim kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . 2 Yorum »

BEŞ TAŞ

BEŞ TAŞ

Şu yalancı dünyanın,çabuk geçen günleri
Tüketiyormuş bir bir ayları , seneleri.

Herkes türlü şekilde yaşıyorken hayatı,
Osman’ın hayatından gitmiyormuş karartı.

Görünürde Osman’ın yokmuş bir sıkıntısı,
Ama kimde ne görse olsun dermiş aynısı.

Pahalı oyuncaklar, markalı kıyafetler,
Uçuk kaçık hayaller,türlü türlü istekler.

İstediği olmazsa tepinirmiş,ağlarmış,
Annesi bu haline üzülerek bakarmış.

Yeni bir oyuncağa biraz seviniyormuş,
Fakat Osman her şeyden çok çabuk bıkıyormuş.

Oysa babası onun makul isteklerini
Karşılarmış, ne kadar yetiyorsa bütçesi.

Bir gün alt katlarına yeni bir komşu gelmiş,
Onlar taşınırlarken Osman’da incelemiş.

Eşyaları ne adi, ne kadar da eskiymiş,
Onların geldiğine hiç mi hiç sevinmemiş.

Bakmış ki komşuların yanında bir çocuk var,
Belki Osman’dan küçük belki de Osman kadar.

Annesi:” Yavrum demiş, işte sana arkadaş,
Haydi yanına git de tanışın yavaş yavaş.”

“Tanışmam “demiş Osman,”oynar mıyım onunla?
Ayakkabısı delik , giysisi pasaklıyla.

Hem var mıymış bakalım onun bilgisayarı,
Maketten uçakları, kocaman robotları.”

“Şımarık çocuk sana ne yapmalı bilmem ki,
Nasılda tepiyorsun şu bütün nimetleri.”

Osman böyle üzerken anne ve babasını,
Melekler onun için yaparmış duasını.

Çocuklar hiç küsmesin göklerdeki maviye,
Yürekleri bembeyaz, pespembe olsun diye.

Çocuk saati ile uzun zamanlar geçmiş,
Bu arada Osman’ın yüzü de hiç gülmemiş.

Ve bir gün sessizliği bozmuş kapının zili,
Uzanmış Osmancığa komşu çocuğun eli.

“Gel demiş, oynayalım, arkadaş oluruz hem,
Neden ayrı duralım, yakın komşuyuz madem?”

Osman önce şaşırmış, sonra çok etmiş merak,
“Tamam geleyim “ demiş, burnunu kıvırarak.

Aşağıya inince, çocuk bir avuç taşı,
“Al” demiş Osmancığa, “sen ol oyunun başı.”

Osman bir çocuğa, bir de taşlara bakmış,
Kendisi bu taşlara ne kadar da uzakmış.

“Bunlar da nedir böyle, oyuncakların nerede?
Çabuk söyle, alay mı ediyorsun benimle!”

Komşu çocuk demiş ki:”Sen beş taş bilmez misin?
Bir elinde, bir yerde, taşı sektirmez misin?

Yoksa ip atlayarak, uçmaz mısın kuş gibi?
Saklambaç oynamanın bilmez misin zevkini?

Mutluluk denilen şey para ile satılmaz.
Koşarak oynamanın tadına doyum olmaz.”

O gün akşama kadar oynamışlar beraber.
İlk kez toprağı görmüş o güzel elbiseler.

Demek birkaç taş bile kâfiymiş mutluluğa.
Birkaç taş da yetermiş şükreden her çocuğa
2005

CAHİDE SULTAN

Şiirlerim kategorisinde yayınlandı. » yorum bırak;

FAHRİ BEY’İN HAYALİ

Elinde bir kağıtla içeri giren adam
“Gelin bakalım” dedi,”ev işimiz tastamam”

Yalnızca on senecik,çabuk geçer çocuklar
Göz açıp kapatırken bakarsın geçmiş yıllar.

Fahri bey sadık bir aile babasıydı,
Çok fedakardı ama eli biraz sıkıydı.

O’na göre her şey ailesi içindi
Bu kooperatife de onlar için girmişti.

Gerçi babasından kalma bir arsası da vardı.
“Zor zamanlar için” der ona hiç dokunmazdı.

Gözleri ışıl ışıl bakarken hanımına,
“Evimize bak” dedi. Otur şöyle yanıma.

Elindeki kağıtta bir ev planı vardı.
Üç oda , iki balkon, bir de salonu vardı.

“Bak hanım evimizin şu büyük balkonunda
Tatlı bir rüzgar eser, çayımız yanımızda.

Kiradaki günleri gülerek hatırlarız.
Bu ev bizim olunca hiç kalır mı tasamız?

Eşi Melahat hanım, sessizce dinliyordu
Kocasının huyunu çok iyi biliyordu.

Kafasına bir şeyi taktımı vazgeçmezdi,
Benim sözüm olsun der,başka söz dinlemezdi.

Eve taşınana dek kemerler sıkılacak,
Bu eve lüzumsuz bir şey alınmayacak.

Onun en kötü huyu; çok cimri olmasıydı,
En değer verdiği şey; cebinde parasıydı.

Oğlu ve kızı onu hiç tasvip etmezlerdi,
Eşi de kızardı da ,yinede sabrederdi.

Aslında öyle geçimsiz bir aile değillerdi.
Fahri bey içki içmez, sigarayı sevmezdi
İşten evine gelir kahve nedir bilmezdi.

Fakat satın aldığı en küçük şeyde bile
Koca şehrin altını üstüne getirirdi.

Fahri bey bu kooparatife girtikten sonra,
Daha bir anormal tavırlar takınmıştı.

Eşinin onca itirazına rağmen,
Oldukça küçük olan bir eve taşınmıştı.

Zamanla biriken paralarını,
Yakında ki bankaya faize yatırmıştı.

Eşi dini bütün bir kadındı,
Bu faiz işinde de Fahri Bey’e kızmıştı

Arada bir eşine namazını kıl derdi,
O ise;”Birkaç defa kıldım da,

Pantolonun dizleri hemen yırtılıverdi”
Deyip her defasında savunmaya geçerdi.

Daha önce ramazan orucunu tutardı,
Fakat o yıl Fahri Bey asla oruç tutmadı.

Eşinin bu haline kızan Melahat Hanım:
Şimdi böyle yaparsan ,halin ne olur yarın?

Diyerek o ramazan eşini çok uyardı.
Fahri Bey’in bunda da savunması yamandı;

“Oruç tutunca karnım daha çok acıkıyor,
O zaman çok yiyorum,bütçe zarar görüyor.

Hele şu ev işimiz bir hallolsun bakalım
Yerleşince hepsinin kazasını yaparım.

Bilmez misin ev alana Allah yardım edermiş
Kul günah da işlese O hemen affedermiş.”

Fahri Bey tutum deyip kemerini sıkarken,
Büyüdü çocukları kendisi fark etmeden.

Öyle Allah peygamber bilmezdi çocukları,
“Sonra öğrenirler” derdi hem küçüktü yaşları.

“Hacca gitmiyor musun?” diyen ahbaplarına;
“Onca parayı yedirir miyim?” derdi elin Araplarına

“Daha yaşım genç” dedi erteledi dinini,
Boş yaşadı hayatı, tüketti sermayeyi…

Fahri Bey yediği lokmayı bile
Artık teker teker sayar olmuştu.

Günden güne bedeni zayıf düşmüş,
Takatini yitirmiş beti benzi solmuştu.

Eşi Melahat Hanım endişe içindeydi
“Bir doktora görünsen ne iyi olur” dedi.

Fahri Bey hayatında hiç doktora gitmedi
Çünkü” bütün doktorlar para tuzağı!” derdi

Duvarda ki takvime şöyle uzunca baktı
Tam bir sene sonunda ev teslim olacaktı…

“ Ev çok güzel olmuş değil mi anne?
Niye yapmamışlar ki şuraya bir şömine?”

Melahat hanım hüzünlü bir bakışla pencereye yöneldi,
“Ahh Fahri Bey” diyerek derin bir iç geçirdi.

“Aman anne!” dedi kızı umursamazca;
“Unut artık babamı hayat devam ediyor.”

“Hem o cennette şimdi,
Göklerden bize bakıp o da mutlu oluyor”

Fahri Bey altı ay önce vefat etmişti
Oysa bu evi en çok kendisi istemişti.

Fahri Bey’in oğlu unutmadı babasını,

Babasının kıyıp da satamadığı,
Yıllardır bekleyen ve hayli değerlenen

Dedesinden miras kalan arsayı sattı.
O paranın içinden bir miktarını alıp;

Babasına görkemli birde mezar yaptırdı
Üzerine” yarım kaldı hayallerim” yazdırdı.

Arsadan kazandığı bu yüklüce parayla,
Bir sahil kenarında babasının hayrına,

Turistlere yönelik bir diskotek yaptırdı
Çünkü;” turiste hizmet sevap” derdi babası

Onlar eğlenirlerken,
Belki de babasının hiç kalmazdı tasası(!)

Ahh Fahri Bey çok erken bırakıp gittin bizi,
Bilsen yokluğun nasıl yakıyor içimizi…
08-07-2006

Şiirlerim kategorisinde yayınlandı. » yorum bırak;

MANTO

Ünlü bir mağazada
Alımlı bir mantoydu.
Hem güzel, kaliteli
Ve çokta gururluydu

Bir gün o mağazaya
Gelen zengin bir adam
“Şık bir manto istiyorum” dedi,
Etrafına bakmadan.

Şöyle markalı olsun
Üzerimde şık dursun
Kim görse üzerimde
Bir bakışta vurulsun.

Manto dedi;”o benim”
“ Hey! baksana sen bana”
Nasıl da alımlıyım,
Gerçi fazlayım sana.

Ama olsun yine de
Zengin görünüyorsun
Ben de marka,sen de şan
Hele sen bir giy beni,
O zaman oluruz tam.

Tezgahtar;”şey efendim”
Biraz pahalı ama,
Bir manto var elimde
Hem de tam size göre.

Bizim manto kibirden
Yırtılacaktı sanki.
“Benim gibi mantoya,
Bu kadar para ne ki”

Adam mantoya baktı
“Hımm” dedi .”Çok beğendim”
Ne kadarsa fiyatı
Bir çek yazıp verelim.

Adam giydi mantoyu,
Fırlattı eskisini.
Daha bir kibirlendi,
Giyince yenisini.

Mağazadan ayrılıp
Aracına giderken,
Şoför açtı kapıyı
“Buyurun şöyle efendim,
Pek de geldiniz erken.”

Adam o şık mantoyu
Bir ay kadar giymişti;
Bir toplantı çıkışı
Eve çok gecikmişti.

Durmadan yağan yağmur,
Şehri sele vermişti.
Adam zorlada olsa
Evine yetişmişti.

Arabasından inip
Gidecekken evine;
Ayağı tökezledi,
Koydu dizini yere.

Bizim kibirli manto
Olmuştu sırılsıklam.
“Ne kadar da dikkatsiz,
Nasıl şapşal bir adam!”

Adam evine gidip
Ziline bastığında
O’nu bekleyen eşi
Karşıladı kapıda.

“Ne oldu sana böyle?
Bu vaziyetin nedir?
Senin bu paspal halin,
El alemi söyletir.”

“Ben artık bu mantoyu
Evime sokar mıyım?
İpliği altın olsa
Yüzüne bakar mıyım?”

Şaştı kibirli manto
“ Nasıl lafmış o öyle?
Azıcık bir çamurla,
Bozulur mu kalite?”

Hışımla çekti kadın
Kocasının üstünden,
Bir yarısı ıslanmış
Kirlenmiş o mantoyu.

Tiksinerek tuttu
Mantoyu köşesinden ,
Uzakta tutuyordu
Süslü elbisesinden.

Kocasının dur sesine
Asla aldırmıyordu.
Evin dış kapısına
Hızla ilerliyordu.

Dışarıya çıkınca
Bulduğu ilk çöplüğe
Fırlatıp geri döndü
Markalı şık mantoyu.
Bir de söyleniyordu;
“ Ne kadar iğrenç!” diye…

Ne de çok acıkmıştı
Nasıl da üşüyordu,
Islak kaldırımlar da
Yürüyen miskin adam.

“ Zengin bir yer burası
Çöpler hiç boş olur mu?
Böyle soğuk gecede
Aç açık durulur mu?”

Sağa sola bakınıp
Çöpleri karıştırdı
Ne dizlerinde derman
Ne ümidi kalmıştı.

Bir müddet hareketsiz
Öylece kalakaldı
Kocaman ellerinde
İnce bir sızı vardı.

Tam vazgeçip giderken,
Birdenbire gözüne,
Karşı kaldırımda ki
Çöp kutusu ilişti.
Sanki biri kendine;
“Gel buraya!” demişti.

Adımları hızlıydı
Giderken çöpe doğru,
Eğilip baktığında
Gördü bizim mantoyu.

Eline aldı önce
Bir müddet inceledi
“Ne güzel şey bu böyle,
Hem de sıcacık” dedi.

Sarmaladı mantoyu
Sımsıkı tutuyordu.
Hazine bulmuş sanki,
Öyle seviniyordu.

Uçuyor edasıyla
Gitti viranesine.
Daha önce hiç
Rastlamamıştı böylesine.

Önce çok dikkatlice
Yere serdi mantoyu,
Yattı bir yarısına
Sarıldı kalanına,
Bugün sırtım pek benim
Allah Kerim yarına.

Büyük bir atölyede, özenle dokunmuştu
Üzerine çok ünlü bir marka basılmıştı.
“Bana paha biçilmez” derdi kendi kendine,
Kirli bir paspas gibi serildi şimdi yere.

Ünlü bir mağazada alımlı bir mantoydu,
Hem çok şık, kaliteli ve çokta gururluydu…
7.7.2006
CAHİDE SULTAN

Şiirlerim kategorisinde yayınlandı. » yorum bırak;

KÜÇÜK FİDAN VE YAŞLI ÇINAR

“Çok yaşlandım” demiş ihtiyar çınar,
“Sen daha çok gençsin “demiş küçük fidana
Gövdemde nasıl da kurudu dallar,
Geçti artık, yeşeremem bir daha,
Şimdi dön de bir bak şu ihtiyara!

Kuşların biri konup biri uçardı
Zümrüt gibi yapraklarım açardı
Taptaze yemyeşil dallarım vardı.
Geçti artık, yeşeremem bir daha
Şimdi acıyarak bak şu ihtiyara!

Yakında gelirler baltalarıyla
Beni kesip liğme liğme ederler !
Birde çevirirler kuru oduna
Geçti artık yeşeremem bir daha
Şimdi dön de bir bak şu ihtiyara.

“Neler söylüyorsun?” demiş küçük fidan,
Bitti mi hayalin ve umutların?
Hala hayran oluyor sana her bakan
Faydasız olur mu kuru dalların
Sen her yerde yeşereceksin yarın.

Gelip seni itinayla keserler,
Fabrikalarında konuk ederler,
Dikkatle yıkarlar seni işlerler,
Özünde sen varsın tüm kağıtların
Faydasız olur mu kuru dalların?

Seni bazen bir ressam okşayacak
Bazen küçük bir el rengarenk boyayacak,
İçleri sevgi dolu mektuplar yazılacak

Bazen en güzel yere süsleyip asacaklar
Gülümseyip yüzüne sevgiyle bakacaklar,
Bak nasıl işe yarar dalların ,
Sen her yerde yeşereceksin yarın.
2006
CAHİDE SULTAN

Şiirlerim kategorisinde yayınlandı. » yorum bırak;

GÜVEN DUYGUSU

Nasıl mutluyum bugün Bir bilsen anneciğim,
Küçücük bir kuş gibi
Uçacak yüreciğim.

Bugün tahtaya kalktım;
Soru sordu öğretmen,
Nasılsa bilemedim
Kızarıverdim birden.

“Bunda mutlu olacak
Ne varmış?” diye sorma
İyice dinle beni,
Bak neler oldu sonra;

Başımı okşadı ve
Dedi ki öğretmenim;
“Heyecandan belkide,
Yapacaksın eminim.”

İnan ki hiç kızmadı,
Vurmadı öğretmenim.
O bana güvenir de;
Ben gayret etmez miyim?

Daha sonra ki derste
Yine tahtaya kalktım
Şaşıracaksın belki,
Fakat bu sefer yaptım.

Sevilmek, güvenilmek
Ne güzel duygularmış.
Demek insan isterse,
Her işi başarırmış.

CAHİDE SULTAN

Şiirlerim kategorisinde yayınlandı. » yorum bırak;

ÖZLEM

Hasretin nalan ediyor aşık-ı ey yar
Hayalinle seyre daldım mehtaba;ah edip yandım
Malihülyam;bir hüsn-ü ansın ki gezdirdin diyar diyar
Gördüğüm her Gülizar da sen varsın sandım.

CAHİDE SULTAN

Şiirlerim kategorisinde yayınlandı. » yorum bırak;

SERÇE VE RÜZGAR

Ne dönüp duruyorsun
Pervane misin,nesin?
Taa uzaktan duyulur,
Senin o tatlı sesin.

Nasıl da istiyorum
Benim olmanı serçe,
Elime alsam seni,
Kesilir mi nefesin?

Bak nasıl koşuyorum,
Bacaklarım ne hızlı.
Belki koşamıyorum,
Sen gibi hızlı hızlı.

Esen rüzgara doğru,
Açtım mı kollarımı
Rüzgar kucaklar beni,
Alır korkularımı.

Serçe bana ne uzak,
Görsem de hep gökler de,
Rüzgar okşar saçımı,
Dokunamasam bile.

CAHİDE SULTAN

Şiirlerim kategorisinde yayınlandı. » yorum bırak;

KIZIMA CEVAP

KIZIMA

Hoş geldin dünya denen devrana
Dinledim üzüldüm ahûzarına,
Daima ümitle bak sen yarına;

Uzak olsun senden acıyla hüzün
Her daim neşeyle dolsun gül yüzün.

Hidayeti sana vermişse Rabbin,
“O” diyor mantığın, “O” diyor kalbin.
Ne zaman doğrulup ona yöneldin;

Huzura gark olur gecen gündüzün,
Ölsen de fark etmez güler hep yüzün.

Her zaman mutluluk olmaz yanında
Güzelliklerden de bıkarsın bir gün,
Bazen neşe, bazen elem durur kapında;

Unutma, dalında diken var gülün,
Ağlamak olur mu?Gülsün hep yüzün.

Her kışın sonunda bir bahar vardır,
Her zulmün ardında intizar vardır,
Sabırla yeşeren bir diyar vardır;
O güzel diyarı görürse gözün,
O zaman gülecek bebeğim yüzün.
12.2 2004

CAHİDE SULTAN

Şiirlerim kategorisinde yayınlandı. 1 Yorum »

BEN BİR KÜÇÜK BEBEĞİM

Küçük kızım’ın dilinden;

BEN KÜÇÜK BİR BEBEĞİM

Güzel bir ailenin dördüncü bebeğiyim
Daha acı çekmedim,olmadı hayallerim
Hayat denen bu yolda nasıl yürüyeceğim?

Ne olur anlatın bana ,anneciğim,babacığım
Elimden tutmazsanız yalnız mı kalacağım?

Zarif bir kelebeğim,dört yapraklı yoncayım,
Daha hiç açılmamış küçücük bir goncayım
Bebeksiz insanların içindeki sancıyım;
Acı ne,hüzün neymiş nasıl anlayacağım?
Söyle bana anneciğim çok mu ağlayacağım?

Dudaklarım sadece tebessümü biliyor,
Ellerim kiri bilmez çiçek gibi kokuyor
Karnım doydu mu tamam dünya benim oluyor;
Mutluluk bitecek mi, elem mi tadacağım?

Üzülünce korkunca, kime sarılacağım?
Dördüncü bebeğim ya,olmamış hiç değerim,
Dedelerim görmemiş,sevmemiş ninelerim,
Oysa ne de şirinim nasıl da nadideyim;

Garip bir meyveyim ben, ne tatlı, ne acıyım,
Annemin ve babamın başındaki tacıyım.
26.1.2004
CAHİDE SULTAN

Şiirlerim kategorisinde yayınlandı. 1 Yorum »

ÇİZGİLER

Bu sabah ne sisli gurbet yolları,
Dostlarım görünmez aylardır neden?
Bitmeyecek zannettim delikanlı yılları,
Benmişim zamanı bırakıp giden.
***************************
Bulutlar ağlıyor,gökyüzü solgun,
İçimde ukdedir gençliğim heyhat!
Aynada ki bu yüz ne kadar yorgun,
Bir kısır döngüymüş sevdiğim hayat.
****************************
Mevsimler ne çabuk değişti hayret!
Baharın adı yok bu bahçelerde.
Sen miydin ömrümü çalan ey gurbet?
Ve terkedip giden bu çizgilerde.
CAHİDE SULTAN

Şiirlerim kategorisinde yayınlandı. » yorum bırak;

NE ÇIKAR?

NE ÇIKAR

Kastın var canıma artık anladım
Ağlasam ne çıkar, gülsem ne çıkar.
Ne sevildim ne de aldım muradım.
Ağlasam ne çıkar, gülsem ne çıkar.

Saçımdan siyahı sildikten sonra
Zulmünle kalbimi deldikten sonra
Pişmansan ecelim geldikten sonra
Affetsem ne çıkar, küssem ne çıkar.

Damlaları derya etsen önümde
Heceleri nağme yapsan dilimde
Hayat iki büklüm oldu belimde
Yaşasam ne çıkar, ölsem ne çıkar.

22.08. 2006
Cahide Sultan

Şiirlerim kategorisinde yayınlandı. » yorum bırak;